Cinnetten Kalan Son Kurşun

Ekim 16, 2007 at 8:42 pm (Kurşun) (, )

Ve kardeşlerimin hepsi ölüp gittiler. İlk kez göçen yeniyetme kuşlar gibiydi hepsi. Gözlerimin önünde yuvalarını terk ettiler. Bu günün gelip çatacağını biliyorlardı. Ne kadar kutsaldı bilemem ama yine de bir misyonları vardı işte. İyi mi yaptılar kötü mü yaptılar; bu senin gibilerin tartışma konusu, bizim için görev vakti geldiğinde “iyi” ve “kötü” anlamsızlaşır, zorunluluk ahlakı ve iradeyi uyduruk tahta bir tabuta tıkayıp, mezara kor, üzerine de bir karış toprak atıverir.

Bu an susma vaktidir aslında, ama gel gör ki, ağzımdan sözcükler çıkmasa da kafamın içinde küçük bir tilki bir şeyler mırıldanıp duruyor. Anlaşılan senin paniğin, öfken ve hiddetin benim de ruhumu sarıverdi. Senden nefret ediyorum biliyorsun bunu, çünkü komutu veren sendin küçük sünepe, onları teker teker dışarıya yollayan, hepsini öldüren sendin. Tamam biliyorum, bu onların varoluş sebebiydi; hatta bu benim de varoluş sebebim, bütün yaşanmışlığımız senin cinnetinle ortak. Bizi var ettiğin için çok teşekkürler, ama yine de bizi öldürdüğün için seni affedemiyorum şu anda. Varoluşumuzu yok olmamız üzerinden kurduğunuz için seni ve senin gibileri affedemiyorum. Şu anki kocaman yalnızlığımın tek sebebi sensin ve ben de üzerime düşeni yapacağım emin ol ki.

Kimleri neden öldürdüğünü bilmiyorum. Annenin, çocuklarının, karının, dostlarının ne suçu vardı bilmiyorum. Sizin için suç nedir, suçlu kimdir; hiçbir şeyi kestiremiyorum açıkçası. Sadece kardeşlerimin barut kokulu bedenleri geliyor aklıma, son çıkan kardeşimin rüzgarını hissediyorum hala yüzümde. Onlar yaşadılar, varoluşlarını anlamlandırdılar, şanın ışığıyla, ölümün gölgesi kesişti bedenlerinde; oldukları o “an” esasında yok oldukları andı; biliyorum. Üçüncü sayfa okurları kızmasınlar bize, varoluş sebebimiz sizin öfke nöbetlerinizle ve gözyaşlarınızla kesişir her daim. Hayatımız o anı beklemekle geçer, o anın yaklaştığı her “an”da anlamsız hayatımız bir nedenselliğe bürünür. Ölüm yaklaşıverir yanaklarımıza, ama yapabilecek başka bir şeyimiz yok. Bizler bunun için buradayız, sizin çocuklarınız, kardeşleriniz, yakınlarınız, sevdikleriniz için buradayız. Hani kimse de suçlayamaz bizi, barutu kıçımıza yerleştiren de sizsiniz, tetiği çeken de. Aciz kullar acizliğinin farkında olmalıdır her zaman. Emir geldiğinde görev yerine getirilmelidir. Öfke sizin öfkeniz, nefret sizin nefretiniz, tetiği çeken sizlersiniz, yaşamı bedenlerinizden koparıp götürmeyi tercih edenler sizsiniz. Ama yine de bir garip hissediyorum kendimi, merak etme küçük sünepe, bir asilik yapmayacağım, tetiğini çekivereceksin, ben de yuvamdan fırlayıvereceğim. Başlangıç sonla birleşecek, varlığımın tanımı “bütün” oluverecek.

Dinle beni küçük sünepe, barutumun sesini duy. Çoluğunun çocuğunun üzerine gönderdiğin kardeşlerimin sesini nasıl dinlediysen beni de işte öyle dinleyiver. Son, artık bitti, senin sonun benden, benim sonum senden gelsin artık. Kardeşlerimin rüzgarını nasıl yüzünde hissettiysen, sevdiklerini öldürürken nasıl haz aldıysan, ben de o etinin dokusunu hissedeceğim şimdi, ben de onlar adına aynı hazzı alacağım işte. Annem son çocuğunu doğursun bırak, rüzgarım, varoluşum ve ölümüm yarsın içini. Ölümüm varsın onun da ölümü olsun. Ben onun çocuğu olduğum kadar senin de çocuğunum işte; en imanlı kulunum, bilinmezliğe gidiş yolunda sana kapıları açacak pasaportunum.

Hadi artık ağlamayı bırak. Kan banyosu senin seçimindi, şimdi daha da ileri gitmeyi bilmelisin. Silahı daya şakağına, sür beni namluya, varoluşumu, varoluşumuzu tanımla, çek hadi şu tetiği, pişmanlıktan kurtuluverelim ikimiz de. Biz birbirimizin tanrısı ve kuluyuz artık. Haydi gel ölelim ve gerçekten varolalım…

Yorum Yapın